Şanlıurfa'da hematolog tehditler üzerine tayinini istedi

Şanlıurfa

Şanlıurfa Tabip Odası (ŞTO) Genel Sekreteri Dr. Fırat Erkmen, “Şanlıurfa'ya bir çocuk hematoloğu atandı. Birkaç ay sonra tehditler almaya başladı.Tek çocuk hematoloğunu koruyamadık.

 

Şanlıurfa Tabip Odası (ŞTO) Genel Sekreteri Dr. Fırat Erkmen, hekimlerin karşı karşıya kaldığı iş yüküne dikkat çekti. Dr. Erkmen, bazı branşlarda 3 milyonluk şehirde tek nöbetçi hekimin olduğunu belirterek, “Örneğin, İl Sağlık Müdürlüğü’nün yoğun uğraşı bizim de çabalarımız sayesinde Şanlıurfa’ya bir çocuk hematoloğu atandı. Bu bölüm, çocuk kanser hastalarına bakıyor. Doktor geldi, birkaç ay sonra tehditler almaya başladı. Gerekli hukuksal desteği kurumlar olarak sağladık ama doktor arkadaşı tehdit edeni, gözaltına dahi aldıramadık. Sonuçta doktorun tayinini İstanbul’a çıkardılar. Biz Şanlıurfa’nın tek çocuk hematoloğunu koruyamadık. Bu pervasızlıkla nasıl sağlık hizmeti vereceğiz?” diye sordu.

 

Dr. Erkmen, hekimlerin yaşadığı sorunlara ilişkin GAZETE DURUM’un sorularını şöyle yanıtladı:

 

Sağlıkta şiddetin ardı kesilmiyor. Şanlıurfa’da en son aldığı ölüm tehditleri nedeniyle Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya seslenen doktor, hayatını kurtarmak için tayini istedi. Çalışma koşullarınız nedir?

 

Gördüğümüz şiddet, yıllardır sürdürülmekte olan sağlıkta dönüşüm politikalarının sonucu. Artık sağlık, işlevsiz hâle getirildi. Bu tarz problemleri, çevre illerde hekimlik yapan arkadaşlarımız daha yoğun yaşıyor. Hastanedeki mevcut eksiklikler, çok fazla hasta başvurularının olması, muayene sürelerinin 5 dakikaya sıkıştırılması ve üstüne gelen randevusuz hastalarla oluşan yoğunluk, işlerimizi nitelikli bir şekilde yapmamızın önüne geçiyor. Kışkırtılmış sağlık talebi ile birlikte ne hekim gereken sağlık hizmetini verebiliyor ne de hasta gerekli sağlık hizmetini alabiliyor. Bu ortamda hastalar, doktor ve çalışanları ile karşı karşıya geliyor. Böylesi koşullarda ne kadar sağlık üretilebilir?

 

Neler yaşıyorsunuz?

 

MR’a 3 ay, ameliyata 5 ay, ultrasona 1 ay gün verilince hastaları da anlamak gerekiyor. Bu durumdan hekimler de çok rahatsız ama sağlık politikaları o kadar sorunlu ki başka bir yol sunmuyor. Mesela her hastanenin girişinde “Hekiminizi seçebilirsiniz, istediğiniz her hekime muayene olabilirsiniz” gibi bir yazı var. Bir kere hasta, hastaneye şifa bulmak için değil direkt müşteri moduyla geliyor. Böyle bir durumda nasıl güvenli bir hasta-hekim ilişkisi beklenebilir? Hastalar müşteriye, idareciler işverene hekimlerde işçiye dönüştürüldü. Bunlar düzeltilmediği koşulda sağlıkta şiddetin çok önüne geçilmez.

 

Hekimlerin gitme ya da istifa etme nedenleri karşımıza nasıl çıkıyor?

 

Örneğin İl Sağlık Müdürlüğü’nün yoğun uğraşı bizim de çabalarımız sayesinde Şanlıurfa’ya bir çocuk hematoloğu atandı. Bu bölüm, çocuk kanser hastalarına bakıyor. Doktor geldi, birkaç ay sonra tehditler almaya başladı. Tek hematolog hangi biriyle en kısa zamanda ilgilenecek? Gerekli hukuksal desteği kurumlar olarak sağladık ama doktor arkadaşı tehdit edeni, gözaltına dahi aldıramadık. Sonuçta doktorun tayinini İstanbul’a çıkardılar. Biz, Şanlıurfa’nın tek çocuk hematoloğunu koruyamadık. Bu pervasızlıkla nasıl sağlık hizmeti vereceğiz. Şimdi bu durumda doktorlar bu hastanelerde neden kalsın ya da aylarca sağlık hizmeti alamayan hastalara ne diyelim? Diğer yandan liyakatsiz atamalarla ve yöneticilerle de karşılaşıyoruz ve çalışmak gittikçe zorlaşıyor. Durum bu kadar can yakıcıyken hâlâ çözüm için somut bir adım atılmıyor.

 

Şanlıurfa’da 3 milyonluk bir nüfus var. Bu kalabalık nüfus karşısında beyin, göğüs ve kalp damar cerrahisi branşlarımız şehir nöbeti tutuyor. Yani bu hekimler nöbetçi oldukları gün, bir şehrin nöbetini tutuyor. Bir hastanenin değil, 3 milyonluk şehrin tek doktoru olarak nöbet tutuyorlar. Bu koşullarda, bu şehirde sağlık sistemi dönüyorsa hekimlerin ve sağlık çalışanlarının fedakârlığı üzerinden dönüyor.

 

Bu noktada ne talep ediyorsunuz?

 

Bir kere hasta-hekim arasındaki güven tahsisi için herkesin elini taşın altına koyması gerekir. Sağlıkta şiddet, bir yargıç ya da yöneticinin insafına bırakılmayacak şekilde net terimlerle cezalandırılmalı. Biz devlet memuru statüsünde miyiz yoksa devlet hizmetini aksatmakla suçlanan ve durmadan cezalandırılan bir statüde miyiz, anlamadık. Bu bile çok net değil.(gazetedurum.com.tr)