Tarih: 17.02.2021 08:53

Çocuklar salgın sürecinde kendilerini nasıl hissettiklerini anlattı

Facebook Twitter Linked-in

Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) hazırladığı “Uzun Hikâye” yazı dizisinin son bölümü olan “Çocukların Gözünden Pandemi”de, çocukların salgın sırasında yaşadıkları ve hissettikleri aktarılıyor. ERG Araştırmacısı Umay Aktaş Salman, bu araştırma için farklı sosyoekonomik koşullara sahip, farklı okul türlerine devam eden 8-17 yaş arasındaki çocuklarla görüştü, onlara kendilerini nasıl hissettiklerini, evde nasıl vakit geçirdiklerini ve uzaktan eğitim deneyimlerini sordu. Bu çalışmadan bölümler şöyle:

 

ARTIK HEP BÖYLE Mİ?

İstanbul’da yaşayan 8. sınıf öğrencisi Y.A.Ü., uzaktan eğitim sürecinde yaşadıklarını ve hissettiklerini şöyle anlatıyor: “Evde tabletim vardı ama eski olduğu için programlar yüklenemedi ve giremedim canlı derslere. İnternetim de yetersizdi. Martta başlayan süreç ve sonrası, benim için upuzun bir yaz tatili gibiydi. Arkadaşlarıma hangi konuda olduklarını soruyor ve ona göre çalışıyordum. 7. sınıfı uzaktan eğitimi verimli kullanamadan bitirdim, 8. sınıfın başında da verimli giremedim derslerime. Eksiklerim var. İki ay önce tablet geldi, derse giriyorum ama öğretmenimi pek iyi anlayamıyorum şimdi, zorluk çekiyorum. Liselere Giriş Sınavı’na gireceğim bu yıl. Yüz yüze eğitim olsa fen lisesini kazanırdım belki, orayı istiyorum. Ama kazanamamaktan korkuyorum. Koalanın ağaca tutunduğu gibi evime tutundum. Çünkü çok hareket edemiyordum. Koala nasıl bir ağaca tutunuyorsa ben de ağaca tutunur gibi evime tutundum.”

 

KOZASINDAN ÇIKAMAYAN TIRTIL

İstanbul’da özel bir okulda 4. sınıfa giden 9 yaşındaki G.S. okul ve uzaktan eğitim arasındaki farkı şöyle anlatıyor: “Okul bana ve arkadaşlarıma ait bir yer. Kendim gibi kişiler var. Arkadaşlarımı çok özledim, onlarla olmayı istiyorum. Annem artık evden çalışıyor ama işleri olduğu için benimle vakit geçiremiyor. Yalnız oluyorum böyle. Hep evdeyiz ama iyi ki kitaplar var, yoksa başka dünyalara da gidemezdim. Kozasının içinden çıkamayan bir tırtıl gibiyim. Kelebeğe dönüşemedim.”

 

OKUL YERİNE LOKANTA

Salgın, İstanbul’da yaşayan 17 yaşındaki M.Ö. için eğitimin okulda yapılmaması çalışmak zorunda kalmasına neden oldu. M.Ö. meslek lisesi 11. sınıf öğrencisi. Babasının ve amcasının işlettiği restoranda 10 yaşından beri hafta sonları çalışan M.Ö., eğitim uzaktan olunca hafta içleri de çalışmaya başladı. M.Ö’nün salgının başından bu yana yaşadıkları şunlar: “Geçen sene mart ayında uzaktan eğitim çok verimli geçmedi. Bu eğitim yılı başladığından beri katılabildiğim kadar derslere katılmaya çalışıyorum ama çalıştığım için saatlerime uymuyor. Haftanın beş günü babam ve amcamın restoranında çalışıyorum. Kuryelik yapıyorum, siparişleri götürüyorum, temizlik yapıyorum, bulaşık yıkıyorum. Dükkândan canlı derslere bağlanmaya çalışıyorum. Böyle bir ortamda dersi anlamak, dinlemek çok zor. Öğretmenler de ‘Neredesin sen, gürültü çok’ diyor. ‘Dükkândayım, çalışmak zorundayım’ dedim ama kimse de dönüp başka bir şey sormadı.”

 

‘OKULU ÖZLEMEDİM’

İstanbul’da yaşayan 13 yaşındaki M.V., okulu özlemediğini belirterek “Bazı öğretmenler ayrımcılık yapıyorlardı. Zeki olduğunu düşündüğü öğrencilere daha iyi davranıyorlar. Öğretmenin bir çocuğa vurma hakkı olamaz. Ama oluyor. Bizim kararlarımızı önemsemiyorlar. Psikolojik şiddet de uyguluyorlar. Öğretmen bana da bağırdı. Tokat atacak gibi elini kaldırdı. O olaydan sonra okuldan nefret etmeye başladım. Bir tek arkadaşlarımı özledim. Bir de beden dersini” diyor. 8 yaşındaki M.E.Y., kendisini evde beslenen kuş veya balık gibi gördüğünü, kendisini rahat ve mutlu hissettiğini söyleyerek şöyle devam ediyor: “Rahat geliyor, evde olmak. Uzaktan eğitimi sevdim. Bilgisayardan olmasını seviyorum. Bilgisayarla uzaktan eğitime kadar çok bağlantım yoktu. Bazen merak ettiğim bir şeyi araştırıyordum, videolar izliyordum. Şimdi teknolojik olarak daha fazla tecrübem var. Öğretmenimi ve arkadaşlarımı yüz yüze görüşmeyi özledim ama dünyada her şey normale dönse ben yine uzaktan eğitimi seçerim. Eskiye göre hayatımdaki tek fark dijital ortamda da hayatımı sürdürmeyi öğrendim.” 8. sınıfa giden M.K. “Arkadaşlarımı göremiyorum, okula gidemiyorum. Kötü hissediyorum. Anneme evde yardım ediyorum, temizlik yapıyorum, yemek hazırlıyorum. Kardeşime bakıyorum. Okula gitmemek meslek sahibi olamamak demek benim için. Ya olamazsam” diyerek korkusunu dile getiriyor.

 

‘KİMSE GÖRMÜYOR BİZİ’

6. sınıf öğrencisi G.B, 9 ay boyunca uzaktan eğitime de öğretmenlerine de erişemedi. Bir ay önce sağlanan bir destekle evlerine internet bağlantısı çekilip, bir bilgisayar getirilince derslerini takip etmeye başlayan G.B., şunları söylüyor: “Televizyonumuz da bozuktu, geçen sene de hiç takip edemedim televizyondan dersleri. Evdeki ders kitaplarından kendi kendime bir şeyler yapmaya çalıştım. Kendimin öğretmeni oldum. Öğretmenlere ulaşamadım, onlar da bana ulaşmadı. Yalnız olan kişileri anlıyorum. Kimse gelip ‘Ne yapıyor bunlar?’ demiyor. Kimse görmüyor bizi sanki. Çok kırıldım. Bu benim geleceğimi inşallah etkilemez. Yalnızlık çekmeyiz diye umuyorum. Böyle olursa okuyamam diye korkuyorum, ben öğrenmeyi seviyorum. Bir şey öğrenmek ilgimi çekiyor. Biri anlatırsa çok çabuk kavrayabiliyorum. Okula gittiğimde dertlerimi unutuyordum, en azından öğretmenimle dertleşiyordum. Şimdi kimse yok. Konuşabileceğim kimse yok.”(Cumhuriyet/Figen Atalay)




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —