Bültenimizin bu sayısında, Gaziantep Üniversitesi(GAÜN) Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Kemal Ozan Lüle ile gerçekleştirdiğimiz röportaja yer verdik.
İç hastalıklarının tanı ve tedavi sürecindeki merkezi rolüne dikkat çeken Dr. Lüle, kronik hastalıkların yönetimi ile erken tanının hasta yaşamına etkileri konusunda önemli değerlendirmelerde bulundu.
Hasta odaklı ve disiplinler arası çalışma anlayışının önemine vurgu yapan Dr. Lüle, iç hastalıklarının yalnızca mevcut hastalıkların tedavisiyle sınırlı olmadığını; koruyucu hekimlik ve düzenli takibin sağlık sisteminin temel unsurları arasında yer aldığını ifade etti. Röportajda, sık görülen iç hastalıkları, bu hastalıklara ilişkin risk faktörleri ve bireylerin günlük yaşamda dikkat etmesi gereken hususlar ele alındı.
GAÜN Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı'nın güçlü akademik yapısı ve güncel tanı-tedavi yaklaşımlarına da değinen Dr. Lüle, modern tıpta bütüncül yaklaşımın hasta güvenliği ve yaşam kalitesi açısından belirleyici olduğunu vurguladı.
Dr. Öğr. Üyesi Kemal Ozan Lüle ile gerçekleştirdiğimiz o röportajımızla sizlerleyiz…
Öncelikle kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Malatya doğumluyum ve üniversite eğitimime kadar yaşamımı burada sürdürdüm. Ailemin büyük emek ve desteği sayesinde Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazanarak 2016 yılında mezun oldum. Mecburi hizmet kapsamında kısa bir süre pratisyen hekim olarak görev yaptıktan sonra iç hastalıkları uzmanlık eğitimim için Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne başladım. 2021 yılında, yaklaşık iki yıl süreyle başasistanlık görevini yürüttüğüm klinikten iç hastalıkları uzmanı olarak ayrıldım ve Gaziantep Abdulkadir Yüksel Devlet Hastanesi'nde görev aldım. Bu dönem, farklı hasta profilleriyle çalışma ve yönetimi zor, komplike hastalıkların takibini üstlenme açısından mesleki gelişimime ve klinik deneyimime önemli katkılar sağladı.
Klinik ve akademik anlamda daha nitelikli çalışmalar yürütebilmek amacıyla ilerleyen süreçte yeniden Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde akademik kadroya dahil oldum. Mesleki yaşamımın dışında ise müzikle ilgilenmek, benim için önemli bir denge ve motivasyon kaynağı diyebilirim.
İç hastalıkları alanını seçmenizde etkili olan unsurlar nelerdi? Bu alan sizin için ne ifade ediyor? Alanınızda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
İç hastalıkları, hastayı tek bir organ ya da sistem üzerinden değil, bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeyi gerektiren bir disiplindir. Bu yaklaşım beni her zaman cezbetmiştir. Tanı koyma sürecinin analitik yapısı, farklı sistemler arasındaki ilişkileri ortaya koyabilme olasılığı ve uzun dönem hasta takibine olanak sağlaması, iç hastalıklarını hastalarımın uzun vadeli iyilik haline katkı sunan çok kıymetli bir alan haline getirmektedir.
Akademik çalışmalarımda da bu bütüncül bakış açısını temel alarak hem klinik çalışmalar hem de hayvan deneylerinde hipertansiyon, diyabet, obezite, hiperlipidemi, tiroid hastalıkları, böbrek hasarı ve karaciğer yağlanması başta olmak üzere romatolojik ve onkolojik hastalıkların tanı süreçleri, dahili hastalıkların genetik altyapısı ve bu hastalıkların önlenmesine yönelik multidisipliner araştırmalar yürütmekteyim. Bu kapsamda, üniversitemizin Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) kapsamında desteklenen projelerde yürütücü olarak, TÜBİTAK 1001 projelerinde ise araştırmacı olarak görev almaktayım.

İç hastalıkları oldukça geniş bir alan. Bu bilim dalı neleri kapsıyor?
İç hastalıkları; diyabet, hipertansiyon, tiroid hastalıkları, dislipidemi, obezite, böbrek ve karaciğer hastalıkları, anemi, enfeksiyonlar ve çok sayıda sistemik hastalığı kapsayan geniş bir uzmanlık alanıdır. Aynı zamanda birçok kronik hastalığın ilk tanı ve uzun dönem takibi iç hastalıkları hekimleri tarafından yapılır. Çoklu hastalığı olan birçok hastanın hastalığının takibi ve ilaçlarının düzenlenmesi de iç hastalıklarının kapsadığı alanlardandır. Bu yönüyle iç hastalıkları, modern tıbbın omurgasını oluşturan disiplinlerden biridir.
GAÜN Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı nasıl bir ekipten oluşuyor? Multidisipliner çalışma açısından nasıl bir yapıya sahipsiniz?
Bölümümüz; öğretim üyeleri, araştırma görevlileri ve güçlü bir klinik destek ekibinden oluşuyor. Genel Dahiliye Bilim Dalı olarak birçok farklı branş ve fakülte ile iş birliği içerisindeyiz. Multidisipliner çalışma sayesinde hem hasta yönetiminde hem de bilimsel çalışmalarda daha bütüncül ve etkili sonuçlar elde edebiliyoruz.
GAÜN İç Hastalıkları Anabilim Dalı'nı diğer merkezlerden ayıran özellikler nelerdir? Bölümünüzü farklı kılan yönler neler? Yenilikleriniz var mı?
Bölümümüzü farklı kılan en önemli özellik; klinik hizmet, eğitim ve araştırmayı eş zamanlı ve entegre biçimde yürütebilmemiz. Güncel kılavuzlara dayalı hasta yönetimi, tanı ve izlem yöntemlerinin etkin kullanımı ve yaşam tarzı temelli yaklaşımlara verdiğimiz önem öne çıkıyor.
Bunun yanı sıra bireyselleştirilmiş hasta takibi, kronik hastalıkların erken tanısı ve komplikasyonların önlenmesine yönelik proaktif yaklaşımlar bölümümüzün temel çalışma prensipleri arasındadır. Eğitim faaliyetlerinde araştırma temelli düşünmeyi teşvik eden, sorgulayıcı ve multidisipliner bir eğitim anlayışı benimsenmektedir.
Akademik açıdan, klinik pratiği doğrudan besleyen, gerçek yaşam verilerine dayalı çalışmalar yürütülmekte; özellikle kardiyometabolik hastalıklar, hipertansiyon, obezite ve metabolik sendrom alanlarında yenilikçi izlem ve risk değerlendirme modelleri geliştirilmektedir.
Ayrıca toplum sağlığına dokunan, ulusal düzeyde katkı sağlayan çalışmalar da yürütülmekte ve bu yönüyle bölümümüz yalnızca hastane temelli değil, toplum merkezli bir iç hastalıkları yaklaşımını benimsemektedir.
İç hastalıkları alanında en sık karşılaştığınız sağlık sorunları nelerdir?
En sık karşılaştığımız sorunlar; diyabet, hipertansiyon, obezite, dislipidemi ve bu hastalıkların yol açtığı kardiyovasküler komplikasyonlardır. Bunun yanında anemi, tiroid hastalıkları ve kronik böbrek hastalığı da klinik pratiğimizde önemli yer tutmaktadır.
Diyabet, hipertansiyon ve obezite gibi hastalıkların görülme sıklığında artış gözlemliyor musunuz? Bu artışın temel nedenleri neler? Yaşam tarzının bu hastalıklardaki rolü nedir?
Bu hastalıkların görülme sıklığında belirgin bir artış söz konusu. Hareketsiz yaşam, düzensiz ve sağlıksız beslenme, stres, uyku bozuklukları bu artışın temel nedenleri arasında yer alıyor. Yaşam tarzı faktörleri bu hastalıkların hem ortaya çıkmasında hem de seyrinde belirleyici bir rol oynuyor. Bu nedenle tedavide yalnızca ilaç değil, yaşam tarzı değişiklikleri de temel bir yer tutuyor. Gastronomi şehrinde yaşamanın yaşam tarzı değişikliklerine uyum konusunda ne denli zor olduğunu hatırlatmadan edemiyorum.
İç hastalıkları açısından erken teşhis hayat kurtarır diyebileceğiniz durumlar hangileridir?
Aslında temelde bize başvuran tüm hastaların erken teşhisi çok önemli. Hastalıklara bağlı oluşabilecek kısa ve uzun vadede birçok komplikasyon erken aşamada hastalığın tanınması ve tedavisi ile kontrol altına alınabilmekte. Hipertansiyon, diyabet, kronik böbrek hastalığı ve hormonal bozukluklar erken dönemde saptandığında ciddi komplikasyonlar büyük ölçüde önlenebilir. Aynı şekilde anemi ve metabolik bozuklukların erken tanısı, altta yatan ciddi hastalıkların zamanında fark edilmesini sağlayabilir.
Meslek hayatınızda sizi çok etkileyen, unutamadığınız bir anınız var mı?
Uzun süre kontrolsüz seyreden bir kronik hastalığın, ayrıntılı değerlendirme, doğru tanı ve bütüncül bir yaklaşımla kısa sürede kontrol altına alınabilmesi, meslek hayatımda beni her zaman derinden etkilemiştir. Özellikle yıllar boyunca farklı merkezlerde takip edilmiş ancak yeterince bütüncül ele alınamamış hastalarda altta yatan nedenlerin ortaya konması ve tedavinin bireyselleştirilmesiyle yaşam kalitesinde sağlanan belirgin iyileşme, hekimliğin ve genel dahiliyenin en somut ve tatmin edici yönlerinden biridir.
Bir hastamın "ilk kez gerçekten anlaşıldığını" ifade etmesi ve takip sürecinde hastalık yönetiminin sorunsuz ilerlemesi, meslek hayatımda unutamadığım anlar arasında yer almaktadır. Bu tür deneyimler, hekimliğin benim için yalnızca hastalıkları tedavi etmekten ibaret olmadığını; insanı merkeze alan, sabır, süreklilik ve sorumluluk gerektiren bir meslek olduğunu her defasında yeniden hatırlatmaktadır. Bu bakış açısı, mesleki motivasyonumu canlı tutan ve akademik çalışmalarımı da besleyen en önemli kaynaklardan biridir.
İleriye yönelik projeleriniz var mı?
Hedeflerim arasında, genç hekimlerin ve tıp fakültesi öğrencilerinin araştırma kültürüyle mümkün olan en erken dönemde tanışmalarını sağlamak önemli bir yer tutmaktadır. Bunun yanı sıra, ulusal araştırma ve projelerimin yanında farklı sağlık sistemlerini tanıma, yeni metodolojik yaklaşımlarla çalışma ve evrensel bilimsel dilin bir parçası olma açısından uluslararası iş birliklerine dayalı araştırmaların içinde yer almak da öncelik ve hedeflerim arasındadır.
Uzun vadede hedefim; klinik pratiği güçlü, bilimsel üretkenliği yüksek, araştırmaya meraklı ve uluslararası düzeyde rekabet edebilen hekimlerin yetişmesine katkı sağlayacak bir akademik ortamın oluşmasına destek olmak ve bu ortamın aktif bir parçası olmaktır.
Röportaj/Fotoğraf:Elif Emiroğlu Sönmez