ÇİNLİ OTOMOTİV DEVİ CHERY TÜRKİYE’DE YATIRIM YAPMAKTAN VAZGEÇTİ

ÇİNLİ OTOMOTİV DEVİ CHERY TÜRKİYE’DE YATIRIM YAPMAKTAN VAZGEÇTİ

Dünya’nın en büyük elektrikli araç üreticilerinden biri olan Çinli Chery Auto Türkiye’de fabrika kurmaktan vazgeçtiğini, fabrikayı İspanya’da kuracağını açıkladı.

 

Dünya’nın en büyük elektrikli araç üreticilerinden biri olan Çinli Chery Auto Türkiye’de fabrika kurmaktan vazgeçtiğini, fabrikayı İspanya’da kuracağını açıkladı.

Daha önce de benzer olayı 2020 yılında Volkswagen’de yaşamıştık. Manisa’da fabrika yeri bile hazırken yatırımdan vazgeçerek fabrikayı Slovakya’da kuracağını açıklamıştı.

Ekonomiden anlamayan birisi için bu haberler bir anlam ifade etmezken, aslında bu haberler Türk ekonomisi için çok büyük fırsatların kaçtığının birer habercisidirler.

Kaçan fırsatların ne denli büyük olduğunu, Türkiye için neden büyük anlam ifade ettiğini aşağıdaki analizi okuduğunuzda anlayabilirsiniz.

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE OTOMOTİV SEKTÖRÜNÜN ÖNEMİ

Türkiye’nin yıllara göre ihracat rakamları incelendiğinde son 18 yılda 17 defa ihracat şampiyonu olan sektörün OTOMOTİV SEKTÖRÜ olduğu görülecektir (2022 yılı hariçtir. Çünkü söz konusu yılda pandemi nedeniyle tedarik zincirleri çöktüğünden dolayı üretimde ve ihracatta ciddi düşüşler olmuştur).

2023 yılında otomotiv sektörü ihracatın lokomotifi olarak (yedek parça dahil) 35 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir.

Türkiye’nin 2023 yılı toplam ihracatının 255 milyar dolar olduğu dikkate alındığında otomotiv sektörünün toplam ihracat içindeki payının % 14’e ulaştığı görülür. İhracatta ikinci sırada 30,5 milyar dolarla kimya sektörü, üçüncü sırada 19,2 milyar dolarla tekstil ve hazır giyim sektörü gelmektedir.

2024 yılında otomotiv sektöründe 39 milyar dolarlık ihracat yapılması hedeflenmektedir.

31 Mart 2024 yerel seçimler öncesi Türkiye’nin döviz rezervleri kurları kontrol edebilmek amacıyla yapılan satışlar yüzünden iyice erimiş durumdaydı.

Türkiye acilen yabancı sermayeye ihtiyaç duymaktaydı. MB’nın yaptığı faiz artışları sonrası ülkeye yabancı sermaye akımının başlayacağı ümit edilmekteydi.

Çinli Chery’nin açıkladığı karar bu olumlu beklentileri gölgeledi. Chery’nin fabrikayı Türkiye yerine İspanya’da kuracağını açıklaması gelecek bakımından  kaçan fırsatın ne kadar büyük olduğunu ortaya koymaktadır.

KÜRESEL ISINMA

İnsanlar 1750’lerden beri endüstrileşme uğruna doğayı hızla tahrip etmeye, doğanın dengesini bozmaya başlamışlardır.

Dünya’da küresel ısınmaya neden olan temel faktör FOSİL YAKITLARIN AŞIRI KULLANILMASIDIR.

Neticede günümüzün en önemli sorunlarından birisi küresel ısınma ve küresel iklim değişikliği haline gelmiştir.

Bilim insanları sanayileşmeyle birlikte ortaya çıkan sera gazları nedeniyle Dünya’nın ortalama sıcaklığının 1850’li yıllara göre “1” dereceye yakın arttığını hesaplamışlardır.

Bilim insanları Dünya’nın bu felaketten korunabilmesi maksadıyla sanayileşme öncesindeki ısıya göre küresel ısınmanın “1,5” derecenin üzerine çıkmaması (artışın 1,5 derecede tutulabilmesi)  için çeşitli tedbirler üzerinde çalışmaktadırlar.

Bu 1,5 derece Dünya’nın “HAVALE GEÇİRME EŞİĞİ” olarak kabul edilmektedir. Yerküre sanayi öncesi ısısına göre 1,5 dereceden fazla ısınırsa havale geçirecektir.

Uluslar arası toplum sera gazları emisyonunu azaltabilmek ve küresel ısınmayı kontrol altına alabilmek amacıyla çeşitli tedbirlerle fosil yakıt kullanımını sınırlandırma gayretine girmişlerdir. Bu amaçla Montreal Protokolü, Kyoto Protokolü ve son olarak ta Paris İklim Anlaşmasını imzalamışlardır.

AVRUPA BİRLİĞİNİN KÜRESEL ISINMA KONUSUNDAKİ HASSASİYETİ

Uluslar arası toplum içinde bu konuda en hassas ülke grubunun AB ve Avrupa ülkeleri olduğunu görüyoruz.

AB ülkeleri 2019 yılında “Yeşil Mutakabat” ile fosil yakıt kullanımını hızla azaltarak yenilenebilir enerjiye geçmek için eylem birliği üzerinde anlaşmışlardır.

Sera gazları salımına yol açan faktörlerden birisi de petrolle çalışan içten yanmalı motor teknolojisini kullanan otomotiv sektörüdür.

Bu nedenle Dünya’da ülkeler hızla petrole dayalı teknolojinin yerine yenilenebilir enerjiyle çalışan elektrikli araçları geliştirmek üzere ciddi bir uğraşıya girmişlerdir.

Dünya fosil yakıtlı araçlardan elektrikli araçlara geçişte yolun henüz başlarındadır, ama çok kararlı ve sağlam adımlarla ilerlemektedir.

Bazı ülkeler gelecek on yıllar içerisinde fosil yakıtla çalışan otomobillerin satışını yasaklayacak kararlar almaktadır.

Emisyon hedeflerine ulaşmak adına Dünya’nın dört bir yanındaki hükümetlerin çoğu, sürücüleri yeni aldıkları araçlarda daha çevre dostu elektrikli modelleri seçmeye zorlamaya dönük adımları atmaya başlamışlardır.

Görünen o ki;  sürücülerin bir çoğu elektrikli otomobilleri tercih etmek zorunda bırakılacaktır. Zira hükümetler açıkça benzinli ve dizel araçları yasaklama yoluna gideceklerdir.

Bu ülkelerin başında İngiltere geliyor. 18 Kasım 2020 tarihinde İngiltere benzin ve dizelle çalışan yeni araçların satışını 2030 yılından itibaren yasaklayacağını açıkladı.

İngiltere’nin ardından yasaklamayla ilgili bir diğer haber Japonya’dan geldi. Japonya’nın 2030’lu yılların ortasından itibaren benzinli ve dizel araçların satışını yasaklayacağına yönelik raporlar ortaya çıktı. Bu tarih muhtemelen 2035 olacak. Böylece G-7 (Gelişmiş 7) ülkelerinden ikisi yasaklama kararı almış olacaklar.

Yasaklamalara yönelik diğer ülkelerin muhtemel tarihleri de şu şekildedir;

-Norveç: 2025

-İsviçre: 2030

-İrlanda: 2030

-Kaliforniya: 2035

-Fransa: 2040

Norveç içten yanmalı motorlu araç satışlarını en yakın tarih itibarıyla yasaklayan ilk ülke olmuştur. 2025 yılından itibaren Norveç’te sadece elektrikli araç satılacaktır. Diğer taraftan Norveç 2023 yılında elektrikli araç satışlarında da yeni bir rekor kırmıştır.

Norveç’te yüzde 100 elektrikli araç satışları geçtiğimiz yıl yüzde 82,4 olmuştur.

Bir çok Asya ülkesinin de 2030’lu yılların ortalarında içten yanmalı motor teknolojisiyle üretilen araçların satışlarını yasaklamaları beklenmektedir.

Bütün ülkelerde elektrikli araçlar konusunda ciddi yatırımlar ve çalışmalar yapılmaktadır.

Dünya’da elektrikli araçlarla birlikte otomotiv teknolojisinde bir diğer gelişme de araçların şoförsüz olarak kullanılması (OTONOM SÜRÜŞ) alanında yapılmaktadır.

Birkaç yıl içerisinde otonom sürüş özellikli araçların caddelere çıkması bizleri şaşırtmamalıdır. Tabi ki bu araçlar aynı zamanda elektrik motorlu araçlar olacaktır.

Dünya’da hükümetler bir taraftan içten yanmalı motorlu araçlara satışlarda kısıtlama getirirlerken, diğer taraftan da elektrikli araçların üretimlerinde şirketlere ciddi teşvikler sağlanmaktadır.

AVRUPA  YEŞİL  MUTABAKATI  (EUROPEAN GREEN DEAL)

Yukarıda da ifade edildiği gibi AB iklim değişikliği konusunda Dünya’daki diğer ülkelerden daha hassas davranmaktadır.

Bu amaçla Avrupa Komisyonu tarafından, 11 Aralık 2019 tarihinde Dünya kamuoyu ile paylaşılan “Avrupa Yeşil Mutabakatı” (European Green Deal) ile AB sanayisinin 2050 yılına kadar dönüşümünü öngören yeni bir strateji ortaya konulmuştur.

Yeşil Mutabakat,  2050 yılına kadar AB ülkelerinin net sera gazı emisyonlarını sıfırlamalarını zorunlu kılan bir ekonomik büyüme stratejisidir.

Ancak Yeşil Mutabakat sadece AB ülkelerini değil, onlarla ticari ilişki içinde olan Türkiye dâhil bütün ülkeleri de ilgilendirmektedir.

Yeşil Mutabakata göre AB, mal ithal ettiği ülkelerden, gümrükte Karbon Ayak İzi Belgesi isteyecektir. Karbon Ayak İzi, o malın üretimi esnasında doğaya ne kadar karbon salımı yapıldığını gösteren, bağımsız kuruluşlar tarafından verilen bir belgedir.

AB ülkeleri belgedeki karbon miktarının yüksekliğine göre ithalata izin vermeyebilecek ya da  ek vergi talep edebilecektir.

Şu an itibarıyla uygulama birkaç sektörde vergisiz olarak deneme amacıyla başlatılmıştır (demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre vs.).

AB’nin Karbon Ayak İzi uygulaması AB sınırlarında 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren tam olarak yürürlüğe sokulacaktır.

Karbon Ayak İzinin yanında, Yeşil Mutabakat, AB ile ticaret yapan ülkelerin Paris İklim Anlaşmasına imza koymuş olmalarını da bir zorunluluk olarak  getirmektedir.

Türkiye AB ile ticaret yapma zorunluluğunun bir sonucu olarak Paris Anlaşması’nı, 7 Ekim 2021 tarihinde TBMM’de onaylamış ve yürürlüğe sokmuştur. Ancak Türkiye Anlaşmayı onaylarken karar metnine eklediği bir ifadeyle bir şerh düşmüştür. Bu şerh şu şekildedir:  “Türkiye Cumhuriyeti, Paris Anlaşması’nı gelişmekte olan bir ülke olarak ve ulusal katkı beyanları çerçevesinde, anlaşmanın ve mekanizmalarının ekonomik ve sosyal kalkınma hakkına halel getirmemesi kaydıyla uygulayacağını beyan eder”.

Türkiye anlaşma metnine yaptığı bir eklemeyle Türkiye’nin; 2030 yılında karbon salımının 1 milyar 175 tona ulaşacağı tahmin edilirken, Paris İklim Anlaşmasını kabul ederek bu artışı “yüzde 21 azaltım” hedefiyle 929 milyon tonda tutmaya çalışacağını ifade etmiştir.

Böylece Türkiye anlaşmayı onaylamasına rağmen karbon salımında herhangi bir hedef taahhüdünde bulunmamış, sadece yüzde 21 azaltma hedefinde olduğunu ilan etmiştir.

Yukarıda da vurgulandığı üzere Yeşil Mutabakat AB’ye satılan ürünlerin üretiminde karbon salımını azaltmak maksadıyla firmaları üretim sürecinde dönüşüme zorlayacak olması bakımından ek mali külfet getirecektir. Ayrıca bazı ürünlerde Karbon Ayak İzine göre ek vergiler ödenmesine neden olacaktır. Bu ise Türkiye’nin ihracatının yaklaşık olarak yarısını yaptığı AB ile ticaretini olumsuz olarak etkileyebilecektir.

AB OTOMOTİV SEKTÖRÜ

AB ülkeleri karbon salımını azaltmak üzere ulaşım alanında da bir takım hedefler ortaya koymuşlardır.

AB Komisyonu, 2020 Aralık ayında “Sürdürülebilir ve Akıllı Ulaşım Stratejisi” başlıklı bir çalışma yayımlamıştır.

Bu çalışmada Avrupa’nın 2050 yılına kadar iklime zarar vermeyen bir kıtaya dönüşmesi için ulaşımla ile ilgili sera gazı salımlarının yüzde 90 oranında düşürülmesinin hedeflendiği açıklanmıştır.

Bu hedefin gerçekleştirilebilmesi 28 Mart 2023’te AB Konseyi 2035 yılından itibaren AB ülkeleri içinde benzinli ve dizel motorlu araç satışlarının yasaklanmasına yönelik kararı onaylamıştır.

https://www.dunya.com/dunya/ab-ulkeleri-2035te-benzinli-ve-dizel-arabalarin-yasaklanmasini-onayladi-haberi-689752

Bu bağlamda bir diğer önemli haber de Fransız Total’den gelmiştir. Küresel TOTAL şirketi Mart 2023 tarihinde önemli bir karar almıştır. Bu karar Almanya’da bulunan 1198 tane Total istasyonunu 5 yıl içerisinde satma kararıdır. Bu kararı almalarının nedeni olarak ta AB içerisinde 2035 yılından itibaren fosil yakıtlı araç satışının yasaklanmasını göstermektedirler.

https://www.sabah.com.tr/avrupa/2023/03/18/total-istasyonlari-satisa-cikariliyor

İçten yanmalı araçların yasaklanması konusunda AB dışında karar alan ülkeler de mevcuttur.  

Dünya’da bir çok ülkede (özellikle Avrupa kıtasında yer alan ülkelerde) içten yanmalı motorlu araçların satışlarına dönük yasaklama kararları alınırken elektrikli araç üretimi konusunda da bazı ülkelerin öncü rol oynadıkları görülmektedir.

Bu ülkelerin başında da Çin gelmektedir. Tesla Dünya’da elektrikli araç üretiminde ciddi bir üretici olarak sahneye çıkmış olmasına rağmen, Çin son 2-3 yılda atağa kalkarak Dünya’da en büyük elektrikli araç üreticisi ülke konumuna gelmiştir.

Çin bu konuda o kadar hızlı hareket etmektedir ki şu anda Dünya’da satılan elektrikli araçların yüzde 30-35’ini Çin’li araçlar oluşturmaktadır.

Türkiye de elektrikli araç yarışında geri kalmamak için TOGG adıyla ilk elektrikli otomobilini 2023 yılında satışa sunmuştur.

TÜRKİYE’DE OTOMOTİV SEKTÖRÜNÜN ÖNEMİ

Türkiye Avrupa’da önemli bir otomotiv üreticisi ülkedir. Otomotiv üretimi itibarıyla Türkiye Avrupa’da 5., Dünya’da  ise 15. sıradadır. Avrupa’nın ithal ettiği 5 otomobilden birisi Türkiye’de üretilmektedir.

Türkiye’de üretilen otomotiv ürünlerinin yaklaşık yüzde 80’i ihraç edilmektedir (otomotiv ihracatının içerisine yedek parçalar da dâhildir).

Son 18 yılın 17’sinde otomotiv sektörü ihracatta sektörler arasında birinciliği kimseye kaptırmamıştır. Sadece 2022 yılında pandemi nedeniyle birinci olamamıştır.

Otomotiv ürünlerinin ihracatının yüzde 75’i AB’ye yapılmaktadır.

İhracatın yönü neden AB?

Çünkü Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği anlaşması vardır.  Bu nedenle Türk otomotiv ürünleri AB’ye gümrüksüz girmektedir. Bu nedenle otomotiv ihracatımızın dörtte üçü AB’ye gerçekleşmektedir.

OTOMOTİV İHRACATININ ŞAMPİYONLUK KONUMUNU KORUMAK İÇİN NE YAPMALIYIZ?

Ortaya çıkan verilerden de görüldüğü üzere otomotiv sektörü Türkiye ekonomisi açısından çok büyük bir öneme sahiptir.

Türkiye’nin yıllardır CARİ AÇIK verdiği dikkate alındığında ihracatın şampiyonu olan otomotiv sektöründe bu avantajını korumak için çaba sarf etmesi bir zorunluluktur.

Bu çerçeveden bakıldığında Türkiye’de otomotiv sektörünün öneminin devam ettirilebilmesi için otomotiv ve yedek parça üreticilerinin günün koşullarına uyum sağlayabilecek şekilde bir dönüşüme hazır olmaları gerekmektedir. Aksi takdirde bu sektördeki ihracat pazarı kaybedilmek durumunda kalınabilecektir.

Toplam ihracatın yaklaşık yüzde 14’ünü oluşturan otomotiv ihracatında AB pazarının kaybedilmesi durumunda Türk ekonomisinin çok ciddi sıkıntı yaşayacağı herkesin malumudur.

Bu bağlamda Türkiye’de otomotiv dahil bütün sektörlerin karbon salımlarını azaltacak teknolojik dönüşümleri hızla hayata geçirmeleri gerekmektedir.

Bu konuda çalışmalar devam etmektedir. Ancak bunların yeterli olduğu söylenemez.

Daha hızlı ve daha güçlü yatırım hamleleri gerçekleştirilmek zorundadır.

Aksi takdirde Türkiye henüz cari açık problemini çözememişken toplam ihracatımızın yaklaşık yarısını yaptığımız AB ülkelerinin Karbon Ayakizi uygulayacak olması nedeniyle döviz probleminin daha da büyümesi, ülkeyi yeni bir döviz krizine sokması kaçınılmazdır.

ELEKTRİKLİ ARAÇ DÖNÜŞÜMÜ KONUSUNDA BAZI ÇEVRELERDEN ŞU TÜR KARŞI GÖRÜŞLER İLERİ SÜRÜLMEKTEDİR:

AB otomotiv sektöründe bu tür bir kısıtlamaya gitse bile Dünya’nın diğer ülkelerinde elektrikli araçlara geçiş oldukça yavaş olacaktır. Bu nedenle bu kadar endişelenmeye gerek yoktur. Türkiye içten yanmalı motorlu araçlar üretimini uzun bir süre daha devam ettirerek rahatlıkla Dünya’nın geri kalan ülkelerine ihracatını sürdürebilir. Üstelik bu anlamda iç pazarı da göz ardı etmemek gerekir.

Bu iddia ilk bakışta sanki doğru gibi görünmektedir. En azından Türkiye’de içten yanmalı araç üretimin kısa vadede yasaklanması söz konusu olmayabilir. Belki Türkiye’de içten yanmalı motorların satışının yasaklanması  2040 hatta 2045’leri bulabilecektir.  Diğer taraftan da mevcut yaklaşık 30 milyon aracın kullanımı da daha uzun bir süre devam edebilir.

ANCAK BURADA ÇOK ÖNEMLİ BİR NOKTA VARDIR. O DA ŞUDUR:

Siz sanayinizi ihracata dayalı olarak kurmuşsunuz. Üretiminizin yüzde 80’ni ihraç ediyorsunuz. Üretimde iç pazarınızın payı sadece yüzde 20. Yerli üretici önümüzdeki 10 yıl içerisinde kendini elektrikli araç üretecek şekilde dizayn etmez ise Türkiye’nin lider sektörü olan otomotiv sektörünün ihracatı her sene azalmaya mahkûm olacaktır.

Eğer ihracata dayalı olarak kurguladığınız bu sektörü, özellikle AB pazarını dikkate almadan sürdürmeye kalkarsanız sonuç çok büyük bir hüsran olabilir.

Ben ihracat olmadan da iç pazara dönük üretimime devam edeceğim deseniz bile; iç pazarınızın sınırlı oluşu nedeniyle “ölçek ekonomisinden” faydalanamayacağınızdan dolayı, üretim maliyetleriniz ve dolayısıyla satış fiyatlarınız sürekli artacaktır.

Diğer taraftan Dünya’da gelişen batarya teknolojileri nedeniyle elektrikli araçların maliyetlerinin ve fiyatlarının düşecek olması sonucu, yurt içinden benzinli ve dizel araç almak yerine yurt dışından elektrikli araç ithal etmek çok daha cazip hale gelecektir. Bu yüzden yerli üretici kaçınılmaz bir şekilde gittikçe küçülerek yok olacaktır.

KISACASI;

İhracat şampiyonu olan otomotiv sektörünün şampiyonluğunu sürdürebilmesi,  ayakta kalabilmesi için bir an önce kendini değişen koşullara uyumlaştırması bir zorunluluktur.

Çinli Chery’nin Türkiye yerine İspanya’yı tercih etmesi de yetkililere bu anlamda ciddi bir uyarı olmalıdır.

Türkiye yıllardır ihracatı içinde yüzde 3,5’larda bulunan yüksek teknoloji ürünlerinin payını artıracak inovasyon ve dönüşümleri yapamamıştır.

Şimdi de ihracatımızın bu yapısal problemini çözemeden bir de şampiyon sektörde gerekli değişim-dönüşümü yapamazsak bu gelecek açısından son derece sıkıntılı bir durum yaratacaktır.